Borçlu kurumun başkaca hacze kabil mallarının bulunup bulunmadığı araştırılmadan ve aciz fişi düzenlenmeden kanuni temsilcinin takibi yoluna gidilmesinde isabet görülmediği hk.
Danıştay 4. Daire E. 1995/2408 K. 1995/4298 T. 19.10.1995 KANUNİ TEMSİLCİLERİN SORUMLULUĞU BORÇLU KURUMUN BAŞKACA HACZE KABİL MALLARININ BULUNUP BULUNMADIĞI ARAŞTIRILMADAN VE ACİZ FİŞİ DÜZENLENMEDEN KANUNİ TEMSİLCİNİN TAKİBİ YOLUNA GİDİLMESİNDE İSABET GÖRÜLMEDİĞİ HK. 213/md. 10 6183/md. 75 Temyiz Eden : ... Karşı Taraf : ... Vergi Dairesi Müdürlüğü İstemin Özeti : Kanuni temsilcisi bulunduğu ... Kimya Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin 1991/5 ila 7 nci aylarına ilişkin gelir (stopaj) vergisinin tahsili için davacı adına ödeme emri düzenlenip, tebliğ edilmiştir. ... Vergi Mahkemesi 9.11.1994 günlü ve E: 1994/937, K: 1994/1952 sayılı kararıyla; borçlu şirketin haciz uygulanan menkul malları borçlarını karşılayacak düzeyde bulunmadığı ve başkaca haczi kabil malı da olmadığından, kanuni temsilci sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emrinin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Davacı, şirketin aktifinde borcu karşılayabilecek düzeyde alacakları olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemektedir. Savunmanın Özeti: Yasal dayanaktan yoksun bulunan temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır. Danıştay Savcısı ...'nın Düşüncesi: Olayda, ... Kimya Sanayi Anonim Şirketi'nin vergi borcu nedeniyle davacı adına düzenlenip tebliğ edilen ödeme emrine karşı açılan davayı reddeden Vergi Mahkemesi kararının bozulması istenilmektedir. Dava dosyasının incelenmesinden, anılan şirketin vergi borcu için, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10.maddesi hükmüne aykırı olarak 6183 sayılı Yasada öngörülen tüm cebren tahsil ve takip işlemleri uygulanıp sonuçlandırılmadan ve dolayısı ile söz konusu alacağın şirket tüzel kişiliğinden tamamen veya kısmen tahsil imkanının kalmadığı açık ve kesin olarak ortaya konulmadan, davacı hakkında takibata başlanıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı adına düzenlenen ödeme emrine karşı açılan davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmiş olmasında hukuki isabet görülmediğinden, temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir. Tetkik Hakimi ...'ın Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dördüncü Dairesince gereği görüşüldü: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10 uncu maddesinde "Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir. Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevlerini yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır." denilmek suretiyle kanuni temsilcilerin sorumluluğu belirtilmişt...