Mahkememizden verilen 01/11/2017 tarih ve -------- Esas ------- sayılı kararı Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 26/09/2018 tarih ve 2018/4461 Esas 2018/3436 Karar sayılı ilamıyla bozulmakla, yeniden yapılan yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Hakem Heyeti'nin uygulanacak hukuku tespitine ilişkin kararı yargılama usulünün ana ilkelerini yerle bir ettiğini, taraflar arasında--------- tarihinde imzalanan ------ başlıklı sözleşmenin 7. Maddesi "Hakem heyeti tarafından yapılacak yargılamada HUMK 516-536 hükümleri uygulanacaktır." şeklinde olduğunu, Hakem Heyeti çoğunluğunca, asıl dava konusu uyuşmazlığın 27.06.2008 tarihli sözleşmeden kaynaklandığı kabul edildikten sonra, "HMK yürürlüğe girdikten sonra açılan işbu tahkim davasında HMK hükümlerinin uygulanması gerekmektedir" şeklindeki gerekçesini kabul etmenin hukuken mümkün olmadığını,...
T.C. İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi ESAS NO : 2018/1259 Esas KARAR NO : 2018/1298 DAVA : Hakem Kararının İptali DAVA TARİHİ : 10/05/2016 KARAR TARİHİ : 26/12/2018 Mahkememizden verilen 01/11/2017 tarih ve -------- Esas ------- sayılı kararı Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 26/09/2018 tarih ve 2018/4461 Esas 2018/3436 Karar sayılı ilamıyla bozulmakla, yeniden yapılan yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Hakem Heyeti'nin uygulanacak hukuku tespitine ilişkin kararı yargılama usulünün ana ilkelerini yerle bir ettiğini, taraflar arasında--------- tarihinde imzalanan ------ başlıklı sözleşmenin 7. Maddesi "Hakem heyeti tarafından yapılacak yargılamada HUMK 516-536 hükümleri uygulanacaktır." şeklinde olduğunu, Hakem Heyeti çoğunluğunca, asıl dava konusu uyuşmazlığın 27.06.2008 tarihli sözleşmeden kaynaklandığı kabul edildikten sonra, "HMK yürürlüğe girdikten sonra açılan işbu tahkim davasında HMK hükümlerinin uygulanması gerekmektedir" şeklindeki gerekçesini kabul etmenin hukuken mümkün olmadığını, nitekim azınlıkta kalan Hakemin karşı oy gerekçesinde de bu hususun belirtildiğini, HMK m.74 ve HUMK m.63 gereğince, vekil tarafından tahkim ve hakem sözleşmesi yapılabilmesi özel yetki gerektiğini, bu çerçevede de tahkimde uygulanacak hukuku belirleme yetkisi de münhasıran taraflara ait olduğunu, taraflar bu konuda vekillerine özel yetki vermedikçe vekillerin tahkimde uygulanacak hukuku değiştiremeyeceklerini, yargılamada ise taraf vekillerinin sundukları vekaletnamelerde tahkimde uygulanacak hukuk kurallarını değiştirme yetkisi yer almadığından Hakem Heyeti çoğunluğunun bu gerekçesinin de hukuka aykırı olduğunu, ayrıca taraflarınca hiçbir yargılama aşamasında, HMK hükümlerinin uygulanması kabul ettiği yönünde bir talep dile getirmediklerini, tahkim yargılaması yönünden; HUMK veya HMK'nin uygulanmasının, hem yargılama usulü hem de verilen kararın sonuçları açısından önemli farklılıkların doğmasına neden olacağını, Hakem Heyeti hukukumuzda benzeri görülmemiş birçok usul hatası yapmış ve bu durumun yargılamanın, dolayısıyla kararın esasına etkili olduğunu, bilirkişi heyetinin uzman kişilerden oluşmadığını, Heyetin esasen maddi hukuku değerlendirme yönünden de yetersiz olduğunu, sayın hakem heyetinin huzurunda açılmış bulunan davamısının konusunun; davacı şirketler ile davalı arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan ve davalı şirket tarafından başlatılan icra takibindeki alacak miktarının gerçekte ne kadar olduğunun tespiti olduğunu, ancak Hakem heyetinin bunu menfi tespit davası olarak reddettiğini, davacı müvekkil şirketlerin, davalı şirkete borçlu olup-olmadığının, borcu var ise, borcunun ne kadar olduğunun tespitini yapmayarak, ret kararına birtakım gerekçeler oluşturmaya çalışmasının hukuk düzenine aykırı olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmelerde bu yönde bir düzenlemenin yer almadığını, hakem heyetinin, davacı şirketlerin, davalı şirkete olan borcunun tespitinin gerekli ve zorunlu olduğunu,...