17.8.2022 tarihli Resmi Gazete'de Anayasa Mahkemesinin 20/7/2022 Tarihli ve E: 2020/98, K: 2022/87 Sayılı Kararı yayımlanmıştır.
“… 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun “Ayrık Durumlar” başlıklı 940. maddesinin 2. fıkrasında; “Gerçek veya tüzel kişilerin alacaklarının güvence altına alınması için, kanun gereğince bir sicile tescili zorunlu olan taşınır mallar üzerinde, zilyetlik devredilmeden de, taşınır malın kayıtlı bulunduğu sicile yazılmak suretiyle rehin kurulabilir. Rehnin kurulmasına ilişkin diğer hususlar Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir.” kuralına, “Alacaklının hakkı” başlıklı 946. maddesinde; “Alacaklı, ödenmeyen alacağının rehnin paraya çevrilmesi yoluyla ödenmesini isteyebilir. Rehin hakkı, alacaklıya asıl alacak ile birlikte sözleşme faizlerinin, takip giderlerinin ve gecikme faizinin güvencesini sağlar.” kuralına yer verildiği dolayısıyla rehin hakkının, güvence sağlamaya yönelik bir sınırlı ayni hak olduğu yani rehin veren kimse, borcun ifası için rehin verdiği şey ile (ayın ile) sınırlı olarak sorumluluk üstleneceği, rehin ile teminat altına alınmış bir alacak söz konusu ise, alacak yerine getirilmediği takdirde rehin hakkının rehinli malın paraya çevrilmesini talep etme yetkisi ve elde edilen meblağdan alacağını öncelikle alabilme yetkisinin hak sahibi alacaklıya tanınan iki temel hak olduğu, dolayısıyla sınırlı bir ayni hak olan rehin hakkının alacaklı için mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilerek korunması gereken bir haktır. Anayasanın 2. maddesi hukuk devleti ilkesini, 35. maddesi ise mülkiyet hakkını ilkesini düzenlemektedir. Anayasanın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun ve insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimlerine açık olan devleti ifade eder. Anayasa'nın 5. maddesinde, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir. (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62). Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve ...