İcra ve İflâs Dairesinin 17/10/1952 tarihli ilâmı ile Üçüncü Hukuk Dairesinin 23/9/1949 tarihli ilâmları arasında açıkça mübayenet görüldüğünden Tevhidi İçtihat ve Hukuk Umumi Heyetince incelenerek gereği konuşuldu : İcra ve İflâs Dairesi ilâmında şufa ilâmlarının on senelik müruruzamana tabi olmadığı mütalâa olunduğu halde Üçüncü Hukuk Dairesi ilâmında bu gibi ilâmların da on senelik müruruzamana tabi olduğu belirtilmektedir. Şufa dâvası sonunda dâvacının haklı olduğuna dair verilen hüküm, hak sahibinin şufa hakkını kullanması neticesinde o hak sahibi ile (Şefi ile) hisseyi diğer hissedardan satın almış bulunan yeni malik dâvalı arasında bir satış münasebetinin doğduğu ve bu satış münasebeti dolayısiyle hissenin mülkiyetinin hâkim tarafından dâvalıdan alınıp dâvacıya geçirildiğini tesbit eder. Gerçekten; şufa dâvası açan kimse, şufa hakkını kullanmış olması sonunda kendisi ile...
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu E.1958/10 K.1959/12 T.11.2.1959 R.Gazete No. 10194 R.G. Tarihi: 29.4.1959 ÖNALIM HAKKI ÖNALIM İLAMININ İCRASI KANUNU MEDENİNİN 642. MADDESİ HÜKMÜNCE ALINMIŞ OLAN İLAMLARIN VE BU ARADA ÖNALIM İLAMLARININ İCRASI HER ZAMAN İSTENEBİLİR VE BU İLAMLAR HAKKINDA HAK DÜŞÜRÜCÜ ZAMANAŞIMI HÜKÜMLERİ UYGULANMAZ. (743/md.642,659) İcra ve İflâs Dairesinin 17/10/1952 tarihli ilâmı ile Üçüncü Hukuk Dairesinin 23/9/1949 tarihli ilâmları arasında açıkça mübayenet görüldüğünden Tevhidi İçtihat ve Hukuk Umumi Heyetince incelenerek gereği konuşuldu : İcra ve İflâs Dairesi ilâmında şufa ilâmlarının on senelik müruruzamana tabi olmadığı mütalâa olunduğu halde Üçüncü Hukuk Dairesi ilâmında bu gibi ilâmların da on senelik müruruzamana tabi olduğu belirtilmektedir. Şufa dâvası sonunda dâvacının haklı olduğuna dair verilen hüküm, hak sahibinin şufa hakkını kullanması neticesinde o hak sahibi ile (Şefi ile) hisseyi diğer hissedardan satın almış bulunan yeni malik dâvalı arasında bir satış münasebetinin doğduğu ve bu satış münasebeti dolayısiyle hissenin mülkiyetinin hâkim tarafından dâvalıdan alınıp dâvacıya geçirildiğini tesbit eder. Gerçekten; şufa dâvası açan kimse, şufa hakkını kullanmış olması sonunda kendisi ile hissenin yeni maliki arasında (Hisseyi satan hissedarla yeni malik arasında yapılmış bulunan akdin şartlarının aynı olan şartlarla) bir satış akdi meydana gelmiş olduğunun tesbiti ve (Bu satış sebebiyle hisseyi dâvalı dâvacıya temlik etme borcunu üzerine almış durumda bulunduğundan) Medenî Kanunun 642 nci maddesi hükmünce hissenin kendisine temlikini istemiş demektir. O halde şufa dâvasında dâvacının haklı olduğunu bildiren ilâm, Medenî Kanunun 642 nci maddesi gereğince verilmiş bir hükmü ihtiva etmektedir. Bir gayrimenkul temliki borcunu doğuran akde dayanılarak ve Medenî Kanunun 642 nci maddesi hükmünce açılan bir dâva sonunda verilen ilâm ile mülkiyet, dâvalıdan dâvacıya geçer: zira; Medenî Kanunun 633 üncü maddesi hükmünce hak sahibi mülkiyetin kendisine aidiyetine karar verilmesini istemiş olduğu cihetle hâkim de mülkiyetin dâvada haklı çıkan dâvacıya ait olduğuna karar verir. Bu izahlardan anlaşılıyor ki, Medenî Kanunun 642 nci maddesi uyarınca hâkimin verdiği hüküm, hukuki mahiyetce yenilik doğuran (İnşai veya ihdasi) bir hükümdür ve böyle bir hükme dayanan dâvacı, her zaman tapu kaydının kendi adına düzeltilmesini sağlamak üzere icra memuruna veya Medenî Kanunun 642 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmünce doğrudan doğruya tapu memuruna başvurabilir. Çünkü aynî haklarda Medenî Kanunun hükümleri bakımından ıskatî müruruzaman cari olmayıp ancak iktisabi müruru zaman ile bir kimsenin aynî hakkının sona ermesi mümkün bulunduğundan, Borçlar Kanunundaki ve İcra ve İflas Kanununun 39 uncu maddesindeki ıskati müruru zaman müddetlerinin geçmiş olması; ilâm ile mülkiyet iktisap etmiş olan kimsenin mülkiyet hakkına her hangi bir şekilde müessir olamaz. Bu sebeple Medenî Kanunun 642 nci maddesi hükmünce alınmış olan il...