21.9.2022 tarihli Resmi Gazete'de Anayasa Mahkemesinin 8/9/2022 Tarihli ve E: 2022/67, K: 2022/103 Sayılı Kararı yayımlanmıştır.
“… İtiraz konusu kural Anayasa'ya aykırıdır. Şöyle ki: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesinde: "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir." hükmü, 13. maddesinde: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." hükmü, 35. maddesinde: "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. " hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere, Anayasamız sosyal bir devlet olduğumuzu belirtmiş, temel hak ve hürriyetlerin ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlanamayacağını vurguladıktan sonra herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğunu ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin 17/01/2008 tarih ve E.2002/71 K.2008/44 sayılı kararında; “Anayasa’nın 2. maddesinde öngörülen sosyal devlet, mülkiyet hakkının toplum yararına kullanılması ve ekonomik yaşama müdahale yoluyla sosyal barışı sağlama amacına dönük olarak emek-sermaye dengesini kuran, zayıfları güçlüler karşısında koruyan, bireysel girişim ve sorumluluğu esas almakla birlikte bireylerin kendi güçleriyle üstesinden gelemeyecekleri sosyal riskleri üstlenen, bu yolla sosyal adaleti kuran devlettir ” denilmiştir. Somut olayda ödeme emri uygulanması neticesinde başvurucudan tahsil edilecek paranın başvurucunun mal varlığına dâhil olduğu ve tesis edilen ödeme emriyle başvurucunun mal varlığından eksilmeye yol açıldığı kuşkusuz olduğuna göre ödenecek paranın başvurucu açısından mülk teşkil ettiği açıktır. İdarelerin bireyler karşısında güçlü bir konumda olduğunun tartışmasız olduğu toplumumuzda, yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararında da ifade edildiği gibi zayıfları güçlüler karşısında korumak anlamına da gelen sosyal devlet ilkesi uyarınca, devletin bireyleri koruyarak yasalar yardımıyla hakkını gözetmesi gerekmekte ve bireylerin temel haklarına yapılacak sınırlamalarda da ölçülülük ilkesine riayet etmesi gerekmektedir. Dava konusu uyuşmazlığa ilişkin mevzuat incelendiğinde ise, 351 sayılı Yüksek Öğrenim Kredi Ve Yurt Hizmetleri Kanunu'nun 17/1. maddesinde yer alan "Borç taksitlerini zamanında ödemiyenlerin birinci defada borçlarının bir seneliği, tekrarında ise tamamı ivedilik kazanır. Bu tarihten itibaren borç 6183 sayılı kanun hükümlerine göre malsandıklarınca tahsil olunarak Gençlik ve Spor Bakanlığına ödenir." şeklindeki hükmün; henüz ilk iki taksitin geciktirilmesi durumunda borcun tamamının muaccel hale gelmesinin, ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil ettiği, üstelik de, 6183 sayılı Kanun'un 51. maddesinde yer alan "Amme alacağının öd...