15.2.2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan bu Anayasa Mahkemesi Kararı ile; 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286. maddesinin 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle değişiklik yapılan (2) numaralı fıkrasının 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun'un 78. maddesiyle değiştirilen (d) bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.
“... Kanun yoluna başvurma hakkı açıkça Anayasa’da düzenlenmemiş ise de, bu hakkın esas itibariyle hak arama hürriyetinin bir uzantısı olduğu kabul edilmektedir. Hak arama hürriyeti başlığını taşıyan Anayasanın 36. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” denilerek hak arama hürriyeti teminat altına alınmış olup, bu hakkın bir uzantısı olan kanun yoluna başvurma hakkının da Anayasa’da teminat altına alındığını kabul etmek gerekir. AÎHS’de kanun yoluna başvurma bir hak olarak teminat altına alınmamıştır. Ancak daha sonra kabul edilen Ek-7 nolu Protokolün 2. maddesinde, ilk derece mahkemesi kararlarına karşı bir üst mahkemeye başvurulması bir hak olarak düzenlenmiştir. Türkiye, Protokolü 14 Mart 1985 tarihinde imzalamış, 10 Mart 2016 tarih ve 6684 sayılı kanun ile de onaylamıştır. Buna göre, Ek-7 nolu Protokol hükümleri Anayasanın 90. maddesi uyarınca iç hukuk hükümleri haline gelmiştir. Dolayısıyla, AİHS’i ve AİHS'e Ek-7 nolu Protokolü yorumlayan AİHM’in kanun yoluna ilişkin kararlarının göz önünde bulundurulması lazımdır. Kanun yoluna başvurma hakkının düzenlendiği Ek-7 nolu Protokolde, kanun yoluna başvurmanın şekli ve kapsamı konusunda bir belirlemede bulunulmadığından, Devletler, kanun yoluna başvurmayı sınırlayıcı düzenlemeler yapabilirlerse de bu sınırlamalar meşru bir amaca yönelik olmalı ve kanun yoluna başvurma hakkının özünü zedelememelidir. (AİHM, Gurepka/Ukrayna, Başvuru No: 61406/00, 6.10.2005, pg. 59.) Kanun yoluna başvurma hakkının özü, mahkûm olan kişinin adil bir kanun yolu muhakemesine başvurma imkânına sahip olması şeklinde anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince beraatine karar verilip, istinaf üzerine yargılama yapan bölge adliye mahkemesince mahkûmiyetine karar verilen sanığın verilen mahkûmiyet kararma karşı temyiz kanun yoluna başvurması halinde CMK’nın 286/2-d ve CMK’nın 296/1. maddesi uyarınca temyiz başvurusunun reddine karar vermek gerekecektir ki, bu kanun yoluna başvurma hakkının özü ile bağdaşmamaktadır. Gerçekten bu durumda, ilk defa verilen mahkûmiyet kararma karşı kanun yoluna başvurulamaması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla CMK’nın 286/2-d. maddesi hükümleri, Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti ve TBMM tarafından onaylanmakla Anayasanın 90. maddesi uyarınca iç hukuk hükmü haline gelen, AİHS’e Ek-7. nolu Protokolün 2. maddesi hükümleri ile uyumlu olmayıp, sözü edilen düzenlemelerdeki hak arama hürriyeti ve bunun bir uzantısı olan kanun yoluna başvurma hakkının ihlali niteliğindedir. Karşılaştırmalı hukuka bakıldığında, kanun yoluna başvurma hakkının ihlal edilmemesi bakımından bazı ülkelerde, ilk defa istinaf mahkemesince verilen mahkûmiyet kararlarına karşı kanun yoluna başvurulmasına imkân tanıyan yasal düzenlemeler yapıldığı görülmektedir. Örneğin, Hırvatistan’da istinaf mahkemesinin vermiş olduğu kararlara karşı istisnai hallerde t...