Dava; davacıya 213 sayılı VUK’un 102. maddesinin 5. fıkrasına göre tebliğ edilen defter ve belge ibraz yazısının gereklerinin yerine getirilmemesi nedeniyle aynı Kanunun 30/3. maddesi ile 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunun 29/1-a maddesinin delaletiyle 2015 yılı KDV indirimlerinin tümden reddi ve indirimlerin reddi sonucu oluşan yeni duruma göre fark olarak ortaya çıkan vergilerin, ibraz etmeme hali gizleme kabul edilerek bulunan vergi farkları üzerinden kesilen üç kat vergi ziyaı cezaları ve ayrıca ibraz yükümlülüğüne uyulmaması nedeniyle kesilen özel usulsüzlük cezasının iptallerine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Davacının muhatap olduğu özel usulsüzlük cezası ile cezalı vergilendirme işleminin hukuki temelini, davacının kendisine yapılan tebligata rağmen defter ve belgelerini ibraz etmediği varsayımı oluşturduğundan bu varsayımın yasal zeminini oluşturan söz konusu 213...
“… I. Maddi Olay ve Davanın Konusu Dava; davacıya 213 sayılı VUK’un 102. maddesinin 5. fıkrasına göre tebliğ edilen defter ve belge ibraz yazısının gereklerinin yerine getirilmemesi nedeniyle aynı Kanunun 30/3. maddesi ile 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunun 29/1-a maddesinin delaletiyle 2015 yılı KDV indirimlerinin tümden reddi ve indirimlerin reddi sonucu oluşan yeni duruma göre fark olarak ortaya çıkan vergilerin, ibraz etmeme hali gizleme kabul edilerek bulunan vergi farkları üzerinden kesilen üç kat vergi ziyaı cezaları ve ayrıca ibraz yükümlülüğüne uyulmaması nedeniyle kesilen özel usulsüzlük cezasının iptallerine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Davacının muhatap olduğu özel usulsüzlük cezası ile cezalı vergilendirme işleminin hukuki temelini, davacının kendisine yapılan tebligata rağmen defter ve belgelerini ibraz etmediği varsayımı oluşturduğundan bu varsayımın yasal zeminini oluşturan söz konusu 213 sayılı VUK’un 102. maddesinin 5. fıkrasının 3, 4. ve 5. cümleleri olayda idarece uygulanan ve Mahkememizce yapılacak hukukilik denetiminde dikkate alınacak Kanun kuralıdır. Dolayısıyla anılan Kanun hükmü Anayasanın 152. maddesi ile 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 40/1. maddesi kapsamında uyuşmazlığın çözümünde olaya uygulanacak Kanun kuralıdır. II. İtiraza Konu Kanun Kuralı 213 sayılı VUK’un 7061 sayılı Kanunun 17. maddesi ile değişik “Tebliğ Evrakının Teslimi” başlıklı 102. maddesinin 5. fıkrasında yer alan 3., 4. ve 5. cümleler şu şekildedir: “(...) İkinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeplerle tebliğ edilemezse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır. Bu durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı, gönderildiği idareye iade edilir. Tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde muhatabı tarafından alınması hâlinde alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde ise on beşinci günde tebliğ yapılmış sayılır.” Söz konusu kural Anayasa’ya aykırılık yönünden incelenerek işin gereği görüşüldü. III. Anayasaya Aykırılık Sorunu a) Tebligatın Hukuki Niteliği Bildirme haber verme anlamına gelen tebliğ kelimesinin çoğulu olan “tebligat”, köken itibariyle Arapçadır. Her ne kadar çoğul bir kavram ise de uygulamada tekil bir eylem ya da faaliyeti ifade etmek için kullanılmaktadır. Hukukumuzda ciddi öneme haiz tebligat işlemi yasallık alanı içerisinde kabul edilmiş ve münhasıran 7201 sayılı Tebligat Kanunu ile tebligat işleminin maddi durumun gereklerine göre ne şekilde yapılacağı düzenlenmiştir. Bundan ayrı bazı özel Kanunlarda da tebligata ilişkin hükümler bulunmaktadır. Şüphesiz tebligat işlemlerinin yasallık alanı içerisinde kabul edilip düzenlenmesi tebligata konu hukuki işlemin, hukuki sonuçlarını doğurmaya başladığı tarihi belirlemesi ve tebliğ anından önce olmayan hukuki statünün inşası için elzemdir. Bu bakımdan tebligat, konu ettiği...