E. 1990/3 K. 1990/5
Karar Özeti
3402 s. kadastro kanunu'nun yürürlüğe girmesinden sonra yeni yasal düzenlemeye dayanılarak imar ihya nedeniyle açılan tapu iptal ve tescil davalarında, kanunun yürürlüğe girmesinden önce açılıp da reddedilerek kesinleşmiş bulunan tapu iptal ve tescil davalarına ilişkin kararlar, o kararlarda imar ihya olgusu sabit görülmüş olsun veya olmasın kesin hüküm oluşturur.
Karar Metni
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu E.1990/3 K.1990/5 T.19.10.1990 R.Gazete No.20794 R.G. Tarihi: 22.2.1991
İMAR İHYA NEDENİYLE AÇILAN TAPU İPTAL VE TESCİL DAVALARI
3402 S. KADASTRO KANUNU'NUN YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNDEN SONRA YENİ YASAL DÜZENLEMEYE DAYANILARAK İMAR İHYA NEDENİYLE AÇILAN TAPU İPTAL VE TESCİL DAVALARINDA, KANUNUN YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNDEN ÖNCE AÇILIP DA REDDEDİLEREK KESİNLEŞMİŞ BULUNAN TAPU İPTAL VE TESCİL DAVALARINA İLİŞKİN KARARLAR, O KARARLARDA İMAR İHYA OLGUSU SABİT GÖRÜLMÜŞ OLSUN VEYA OLMASIN KESİN HÜKÜM OLUŞTURUR.
7/1/1990 günlü dilekçe ile 21/6/1987 gün ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun yürürlüğünden önce kazandırıcı zamanaşımı veya imar ihya nedeniyle mülk edinme konusunda açılan tapu iptal ve tescil davaları sonunda verilmiş bulunan kararların sözkonusu yasanın yürürlüğe girmesinden sonra açılan davalarda kesin hüküm oluşturup oluşturmayacağı hususunda Birinci ve Sekizinci Hukuk Daireleri kararları arasında aykırılık bulunduğu iddia edilerek içtihadı birleştirme yoluna gidilmesi istenilmiş; Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu 1/3/1990 gün ve 15 sayılı kararla kararlar arasında aykırılığın mevcut olduğu sonucuna vararak içtihadı birleştirme yolu ile aykırılığın giderilmesi gerektiğine karar vermiştir.
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 16/5 ve 45/2 nci maddeleri uyarınca toplanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nda raportör üyenin açıklamaları dinlendikten sonra gereği görüşüldü:
Önce kararlar arasında aykırılık bulunup bulunmadığı hususu incelenmiştir:
1) Aralarında aykırılık bulunduğu ileri sürülen kararlardan Birinci Hukuk Dairesi'nin 8/2/1989 gün ve 11266/1148 sayılı kararına konu teşkil eden olayda taşınmazın zilyetlik nedeniyle kadastroca davalı adına tesbit ve tescil olunduğu, davacı Hazinenin 1617 sayılı Yasanın, 20 nci maddesi ile değişik 766 sayılı Tapulama Kanunu'nun 33 üncü maddesine göre 20 dönümden fazla olan miktar hakkında iptal ve tescil davası açtığı davalının 1617 sayılı Yasanın getirdiği sınırlamayı gözönünde tutarak 20 dönümden fazla kısım hakkında açılan davayı kabul ettiği, hüküm henüz kesinleşmeden ve temyiz süresi geçmeden 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun yürürlüğe girdiği, davalının Kadastro Kanunu'nun getirdiği yeni haklardan yararlandırılması gerektiğini ileri sürerek temyiz yoluna başvurduğu anlaşılmaktadır.
Birinci Hukuk Dairesi olayda önceden verilmiş ve kesinleşmiş bir hükmün bulunmadığı, davalının kabulünün H.U.M.K.nun öngördüğü anlamda kesin hükmün yasal sonuçlarını doğuracak nitelikte bağlayıcı bir beyan olmadığı gerekçesiyle hükmü davalı yararına bozmuştur.
2) Sekizinci Hukuk Dairesi'nin 2/10/1989 gün ve 5946/8870 sayılı kararıyla, daha önce Kadastro Mahkemesi'nce senetsizden zilyetlik nedeniyle yirmişer dönümlük kısımların kişi adına, miktar fazlalarının son parsel numarası altında Hazine adına yazılmasına karar verilip kesinleştikten sonra 3402 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinde zilyetlikle mal edinme sınırının kuru arazide yüz dönüm, sulu arazide ...