İyiniyetle bir gayrimenkulde zilyet bulunanın onu kullanma ileyararlanması değerlendirilecek karşılığı kapsamaz ve bu bakımdan yapmış olduğu zorunlu ve yararlı giderinden indirilemez.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu E.1947/11 K.1950/2 T.1.3.1950 ECRİMİSİL İYİNİYETLİ ZİLYET
ZİLYEDİN ELDE ETTİĞİ SEMERELER
İYİNİYETLE BİR GAYRİMENKULDE ZİLYET BULUNANIN ONU KULLANMA İLE YARARLANMASI DEĞERLENDİRİLECEK KARŞILIĞI KAPSAMAZ VE BU BAKIMDAN YAPMIŞ OLDUĞU ZORUNLU VE YARARLI GİDERİNDEN İNDİRİLEMEZ.
(743/md.620,906,907)
İyi niyetle bir gayrimenkule zilyed bulunanın onu kullanma ile faydalanması yüzünden elde ettiği menfaatin yapmış olduğu zaruri ve faydalı sarfiyatından indirilmesi gerekip gerekmiyeceği hususlarında Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesinin 29/1/1942 tarih ve 313 ve 24/9/1945 tarih ve 3263 ve Beşinci Hukuk Dairesinin 20/3/1947 tarih ve 677 sayılı kararlarını havi ilâmları arasındaki içtihat uyuşmazlığının çözülmesi gerekli görülmesine mebni toplanan Tevhidi İçtihat Genel Kurulunda keyfiyet incelenerek:
Sonuçta:
Her iki daire kararları arasında bahis konusu içtihat ayrılığı Medeni Kanunun 907 nci maddesinin son fıkrasındaki «zilyedin elde ettiği semereler» mefhumunun şümulünün tâyininde belirmektedir. Dördüncü Hukuk Dairesince iyi niyetle bir gayrimenkule zilyed bulunanın onu kullanması «fayda ve semere» sayılmış ve değerlendirilecek karşılığının yapmış olduğu zaruri ve faydalı sarfiyatından indirilmesi esası kabul edilmiş olduğu halde Beşinci Hukuk Dairesi «zilyedin elde ettiği semereler» mefhumunun o şeyi kullanma ile faydalanmaya teşmiline cevaz görmemiştir.
Anlaşmazlığın esas konusu olan semere; cevheri bozulmadan ve eksilmeden bir şeyin belli zaman ve devrelerde verdiği mahsuldür. Bunun hukuki mânada ne dereceye kadar semere sayılabileceğini tâyin edebilmek için iktisadi icap ve düşünceleri de gözönünde bulundurmak icabeder. Medeni Kanunun 620 nci maddesinde yalnız tabiî semere tarif olunmuş ve madde metninde «bir şeyin belli zamanlarda hâsıl ettiği ve örfün o şeyden tahsis suretine göre istihsalini tecviz eylediği mahsuller, o şeylerin tabiî semereleridir» denilmiştir. Bir şeyden nakit ve sair suretlerle alınan; meselâ ödünç bir paranın belli zaman ve devrelerde getirdiği faiz, âdi ve hasılat kira bağıtlarından elde edilen kira karşılıkları ve emsali hukuki semere mefhumu altında mütalâa olunmakta maden ve taşocaklarının hasılatı da semereye benzetilmekte ve belli zaman ve devrelerde hâsıl olmıyan şeyler semere mefhumu addedilmemektedir.
Gerçi Medeni Kanunumuzda İsviçre Medeni Kanununda olduğu gibi yalnız tabiî semere tarif olunmakla yetinilerek hukuki semere tâbiri kullanılmamış ise de, anlaşmazlık konusu 907 nci maddenin son fıkrasında «tabiî» kaydiyle takyit edilmeksizin geniş bir anlamda kullanılan «zilyedin elde ettiği semereler» tabiî semerelerden başkaca medeni semereleri de içine almakta ve bu görüşü tanınmış müelliflerin rey ve mütalâaları da teyit etmektedir. Fakat bir şeyden kullanma yoliyle intifa, semere mefhumuna girmediği gibi bir bağıta da dayanmamakta olması bakımından da hukuki semere değildir. Mevcudiyetine kani olduğu hakka dayanarak bir şeyden faydalanmış olan iyi niyetli zi...