Ticaret kanununda aksine bir hüküm olmadıkça ticari teamül devam edip ticaret kanununda kefiller hakkında bir hüküm bulunmaması halinde borçlar kanununun kefilliği düzenleyen hükümlerince takyidi doğru değildir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu E.1931/26 K.1931/36 T.25.3.1931 KEFALET
TİCARET KANUNUNDA AKSİNE BİR HÜKÜM OLMADIKÇA TİCARİ TEAMÜL DEVAM EDİP TİCARET KANUNUNDA KEFİLLER HAKKINDA BİR HÜKÜM BULUNMAMASI HALİNDE BORÇLAR KANUNUNUN KEFİLLİĞİ DÜZENLEYEN HÜKÜMLERİNCE TAKYİDİ DOĞRU DEĞİLDİR.
Ticari muamelat zımnında vaki kefaletlerde kefil ve asil arasında mesuliyeti mütessile hükmü cari olacağı Temyiz Dördüncü Hukuk Dairesince kabul edildiği halde Ticaret Dairesince bu gibi kefaletler Ticaret Kanununun kırk ikinci maddesinin dairei şumulünden hariç ve Borçlar Kanunu ahkâmına tabi olduğu kabul edilmek suretiyle hasıl olan ihtilafın halli için tayin olunan 25/3/1931 tarihinde içtima eden Heyeti Umumiyeye kırk dört zatın iştirak ettiği görüldükten ve nisabı müzakere tahakkuk ettikten sonra söz alan Ticaret Dairesi azasından Ziya beyefendi; Ticaret Kanununun 642. maddesinin birinci fıkrasındaki taahhütlerde kefaleti müteselsile ahkamı cari ise de ikinci fıkrada kefillerin kendi aralarında teselsül esası cari olacağı tasrih edilmiştir. Binaenaleyh Ticaret Dairesinin ahkamı medeniyenin tatbik edileceği hakkındaki kararında isabet vardır.
Dördüncü Hukuk Dairesinin noktai nazarını teşrih etmek üzere söz alan Kâzım Beyefendi, taahhüdatı ticariyede kefaleti müteselsile ahkamı cari olduğu kabul edilmiş ve bu suretle yüzlerce karar verilmiştir. İbarei kanuniye mutlaktır. Taahhütten bahs edilmiştir. İkinci fıkrada dahi teselsül ahkamının cari olacağı tasrih edilmiş olmasına göre taahhüdü ticaride müteselsilen kefil değillerdir, deyemeyiz. Binaenaleylh Dördüncü Hukuk Dairesinin kararı doğrudur.
Ziya Beyefendi: Senedatı ticariyedeki "aval" Ticaret Kanununa ve diğer bütün aksamı Borçlar Kanununa dercedilmiştir. Borçlar Kanunundan istisna edilen iki veya daha fazla kefile müteallik olmasıdır. Ticaret Reisi Halil Beyefendi: Ticaret Kanunu madde 642, (iki veya müteaddit kimse içlerinden yalnız bir veya cümlesi hakkında ticari mahiyeti haiz bir muamele zımnında diğer bir şahsa karşı müştereken taahhüt altına girdikleri surette mukavelenamede hilafı tasrih edilmiş olmadıkça müteselsilen mesul addolunur. Ticari borçlara maan kefalet eden kimseler hakkında dahi ayni hüküm tatbik olunur). Şu metni kanun iki fıkrayı ve iki hükmü ihtiva ediyor. Biri asil müteahhitlere, diğeri kefillere aittir. Asillere taalluk eden birinci fıkra, taahhüdün hiç olmazsa içlerinden biri için olsun ticari mahiyeti haiz olmasını esas ittihaz ederek bu suretle müşterek taahhüt altına girenlerin müteselsilen mesul olacağını tasrih ve tesbit ediyor. Şüphe yokki taahhüt, ticari mahiyeti haiz olmazsa Borçlar Kanunu hükmü tatbik edileceği gibi müteahhitler arasında da teselsül cari olamaz. Bu hükümde zaten aramızda hiç bir ihtilaf yoktur.
Asıl mucibi ihtilaf olan cihet ikinci fıkradaki hükümdür. Biz yani Ticaret Dairesi ikinci fıkrayı birinci fıkra ile alakadar görmüyoruz ve ikinci fıkradaki hükmü yalnız kefillere tahsis ediyoruz. İstinat eylediğimiz deliller şunlardır: ...