16.1.2024 tarihli Resmi Gazete'de Anayasa Mahkemesinin 30/11/2023 Tarihli ve E: 2023/134, K: 2023/209 Sayılı Kararı yayımlanmıştır.
“Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan yargı mercileri önünde hak arama hürriyeti, hakların korunmasını amaç edinen vazgeçilmez meşru yöntemlerin başında gelmektedir. Anayasa’daki temel hakların korunmasında önemli bir teminat olan yargısal hak arama yolu, hakların korunmasında en etkili ve güvenceli yoldur. (Bkz. AYM: 1/10/2020 gün ve E:2020/21, K: 2020/53 sayılı kararı.) İlgili kişinin, taşınmazının durumunu etkileyen hasar tespit işlemi idarece yapıldıktan sonra taşınmazı üzerindeki mülkiyet hakkı fiilen kısıtlanacak ve taşınmazı üzerinde dilediği gibi tasarruf edebilmesi etkilenecektir. Hali hazırdaki uygulamada taşınmaz sahibinin yaşanılan doğal afet nedeni ile yapılan hasar tespiti işleminden sonra idareye "hak sahipliği" için başvurması ve hak sahipliği başvurusunun reddine ilişkin işlemin dava konusu edilmesi gerekmekte ise de; "az hasarlı" taşınmazlarda idare tarafından her halde bir hak sahipliği tanınmasının da mümkün olmadığından yapılan başvurunun sadece süreci tamamlamak için söz konusu olacağı bu haliyle, mevzuatta az hasarlı taşınmaza yönelik hak sahipliği tanınmasının mümkün bulunmaması nedeniyle her halükarda reddedilecek olan hak sahipliği başvurusunun hem idare için ek iş yükü getireceği hem de davacı açısından taşınmazı üzerinde bulunan tasarruf yetkisi kısıtlanacağından hasar tespit işlemi yapıldıktan sonra bir de idari başvuru yapılarak idarenin cevap verme süresi bekleneceği, hasar tespit işlemi öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlayan 60 günlük idari dava süresi içerisinde dava açabileceği bu haliyle, hasar tespiti gibi ivedilikle çözümlenmesi gerekli bir hususun çözümlenmesi erteleneceği gibi yargıya erişim hakkının kısıtlanmasına yol açacaktır. Öte yandan, hasar tespit işlemine tek başına dava açılamayacağı kuralına ilişkin olarak, Kanun'da hasar tespit işleminin niteliği bakımından bir ayrım yapılmadığı da görülmektedir. Örnek olarak, ilgili mevzuatına göre ağır hasarlı yapıların yıktırılacağı ve şartları dahilinde hak sahipliği işlemine esas teşkil edeceği bilinmektedir. Keza orta hasarlı yapıların mevzuatla belirlenen süresi içerisinde güçlendirme işlemlerine tabi tutulmaması halinde yıkılacağı ve yine şartları dahilinde hak sahipliği işlemine esas teşkil edeceği anlaşılmaktadır. Ancak hasarsız ve az hasarlı yapılar yönünden yıkım işlemi tesis edilmeyeceği gibi bu gibi yapılar kapsamında hak sahipliği elde edilemeyeceği açıktır. Dolayısıyla hasarız ve az hasarlı yapılar yönünden, yıkım ve hak sahipliği olan esas işlemlerinin tesis edilmesi beklemek hukuki bir fayda sağlamayacaktır. Kanun'da hasar tespit işleminin niteliği bakımından bir ayrım yapılmamış olması da dava açma hakkının kullanılması bakımından hakkaniyetli bulunmamaktadır. Bununla birlikte, Ülkemizde sıklıkla doğal afetler yaşandığı ve sonuçlarının çok yıkıcı olduğu bu nedenle doğal afetlere ilişkin iş ve işlemlerin ivedilikle çözümlenmesi gerektiği, idarece yapılacak ağır, orta, az, hasarsız yönünde yapılacak hasar tespitlerinin yeterli...