Ceza dâvalarında müştekilerin salâhiyetli mercilere istidaname vermeyip yalnız duruşmaya dâhil olmaları müdahil sıfatını iktisaba ve tazminat hükmüne cevaz verip vermiyeceği hususunda Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ilâmları arasında meydana gelen içtihat aykırılığının halli için toplanan Tevhidi İçtihat Kurulunca keyfiyet incelenerek : Sonuçta: Âmmenin emniyet ve selâmetini ve huzur ve rahatını bozan suçlardan ferdin hayatına, sıhhatına, hürriyetine, ırzına, şahsi haklarına ve mallarına dokunanlar da olacağından bu suretle bir suçtan acı duyan ve doğrudan doğruya zarar görenlerin âmme namına yapılacak olan ceza kovuşturmasına ilgilenmelerini ve adalet ve hak icabının yerine getirilmesini istemelerini tabii ve zaruri görmek kadar bunların suçu ve suçluyu meydana çıkarmak hususunda önemli yardım ve bilgilerinden faydalanmak da doğru ve yerinde bir düşünüş olur. Bunun için Ceza...
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu E.1945/10 K.1945/10 T.16.5.1945 MÜDAHİL SIFATI İŞLENEN BİR SUÇUN, HAYATINA, SIHHATINA, HÜRRİYETİNE, IRZINA, ŞAHSİ HAKLARINA VE MALLARINA DOKUNDUĞUNU VE SUÇTAN ZARAR GÖRDÜĞÜNÜ İDDİA EDEREK SUÇLU ALEYHİNE AÇILMIŞ OLAN BİR KAMU DÂVASINA MÜDAHALE TALEBİ SÖZKONUSU OLAMAZ. Ceza dâvalarında müştekilerin salâhiyetli mercilere istidaname vermeyip yalnız duruşmaya dâhil olmaları müdahil sıfatını iktisaba ve tazminat hükmüne cevaz verip vermiyeceği hususunda Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ilâmları arasında meydana gelen içtihat aykırılığının halli için toplanan Tevhidi İçtihat Kurulunca keyfiyet incelenerek : Sonuçta: Âmmenin emniyet ve selâmetini ve huzur ve rahatını bozan suçlardan ferdin hayatına, sıhhatına, hürriyetine, ırzına, şahsi haklarına ve mallarına dokunanlar da olacağından bu suretle bir suçtan acı duyan ve doğrudan doğruya zarar görenlerin âmme namına yapılacak olan ceza kovuşturmasına ilgilenmelerini ve adalet ve hak icabının yerine getirilmesini istemelerini tabii ve zaruri görmek kadar bunların suçu ve suçluyu meydana çıkarmak hususunda önemli yardım ve bilgilerinden faydalanmak da doğru ve yerinde bir düşünüş olur. Bunun için Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunumuzun kabul ettiği esaslı prensiplerinden biri de; yukarda yazılı suretlerle suçtan zarar gören kimselerin kamu dâvasında savcının yanı başında ve fakat ona bağlı olmaksızın bir yetkili taraf hakkı ile yer alabilmeleri ve kendilerine tanınılan hak ve yetkiler ve bu yolda konulan usullerle tahkikatın gidişine ve son hükmün çıkışına müessir olabilmeleridir. Bu esas kaideyi, kanunun 365, 367 ve 371 inci maddeleri hükümleri gereği gibi belirtmiş ve bildirmiştir. Bir ceza dâvasına ilkte ancak bu sebep ve amaç ile girmeleri caiz ve faydalı görülen suçtan zarar görmüş kimselerin sonradan aynı mahkemede şahsi zararlarının tazminini de isteyebilmeleri Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunumuzun kabul ettiği diğer bir usuldür. Kanunun 365 inci maddesinin gerek ilk ve gerek 3207 sayılı kanun ile değiştirilmiş son şekilleri bu hususu olduğu gibi açıklamağa yeter. Hayatına, sıhhatına, hürriyetine, ırzına, şahsi haklarına ve mallarına dokunmuş olmasından dolayı bir suçtan zarar gören kimsenin kamu dâvasına girmek istemesi, kanunun 366 ncı maddesinde bildirildiği üzere merciine verilecek bir istida veya zabit varakası tutulmak üzere zabıt kâtibine yapılacak bir beyan ile olur. Bu zabıt varakası reis veya hâkime tasdik ettirilir. Bu suretle vukubulacak girme isteği üzerine yetkili merciin önce C. Savcısının mütalâasını aldıktan sonra bu isteğin kabule şayan olup olmadığına karar vereceği de aynı maddenin ikinci fıkrasında yazılıdır. Kanunun bu kesin emri; kamu namına takip olunan bir ceza dâvası soruşturmalarında ve en son bir ceza hükmü çıkmasında tesiri olabilecek kimsenin, hakikatta suçtan zarar görmüş olarak dâvaya girmeğe hakkı olup olmadığını anlamak ve ancak hak sahibine hakkını tanımak ve haksız ve yersiz şahsi duygu ve hareketlere meydan vermemek lüzum ve zarure...