Tasfiyesi sona eren şirket adına vergi salınamayacağı ve ceza kesilemeyeceğinden dolayı tasfiye memuru tarafından verilen dilekçe ile açılan davanın da ehliyet yönünden reddi gerektiği hakkında.
Danıştay 9. Daire E. 2006/1808 K. 2007/3153 T. 27.9.2007 DAVA AÇMA EHLİYETİ TASFİYE MEMURUNUN DAVA AÇMA EHLİYETİ TASFİYESİ SONA EREN ŞİRKET ADINA VERGİ SALINAMAYACAĞI VE CEZA KESİLEMEYECEĞİNDEN DOLAYI TASFİYE MEMURU TARAFINDAN VERİLEN DİLEKÇE İLE AÇILAN DAVANIN DA EHLİYET YÖNÜNDEN REDDİ GEREKTİĞİ HAKKINDA. 2577/md. 15 Temyiz İsteminde Bulunan: ...... A.Ş. Karşı Taraf: .... Vergi Dairesi Müdürlüğü İstemin Özeti: Davacı şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davayı; dava dosyasının incelenmesinden, 11.8.2003 tarihinde tasfiyeye giren ve 20.12.2004 tarihinde tasfiyesi sona eren şirket adına tasfiye memuru tarafından imzalanan dilekçe ile dava açıldığının anlaşıldığı, bu durumda tasfiyesi tamamlanan şirketin haklara sahip olmasının, borçlu kılınmasının ve temsilinin hukuken mümkün bulunmadığı, şirketin tüzel kişiliği sona ermeden önceki dönemlerle ilgili olsa dahi olmayan şirket adına vergi salınamayacağı ve ceza kesilemeyeceği, tesis edilen işlemlerinde herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağı, hukuki sonuç doğurmayan başka bir değişle hukuk düzeninde varlık kazanmayan işlemlerin ise herhangi bir kişinin menfaatini ihlal etmesinin söz konusu olamayacağı, bu hukuki durum karşısında, tasfiye memuru tarafından dava açılmasının da mümkün bulunmadığı ve davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15. maddesinin 11/b bendi hükmü uyarınca ehliyet yönünden reddi icabettiği gerekçesiyle reddeden .... Vergi Mahkemesinin 8.3.2006 tarih ve E: 2005/2455, K: 2006/389 sayılı kararının şirketin yönetim kurulu üyesi ve tasfiye memuru olarak menfaat ihlali şartının gerçekleştiği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti: Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Savcısı ....'un Düşüncesi: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-a maddesinde iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu, maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak belirtilmiştir. İptal davasının subjektif ehliyet koşulu "menfaat ihlali" olarak öngörülmüştür. 2577 sayılı Yasa'nın 2/1-a maddesindeki düzenleme, içtihat ve doktrine göre; tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin, ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceği kabul edilmektedir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği öngörülmüş, ikinci fıkrasında, yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevleri...