Davacı bankanın türkiye genelinde bulunan 917 şubesi tarafından, yine bu şubelerin bulundukları yerlerde kullandırılan kredilerin geri ödenmesi sırasında tahsil edilen faizlerden kaynaklanan banka ve sigorta muameleleri vergisini doğuran olayın, şubelerin bulundukları yerlerde gerçekleşmiş olması karşısında, söz konusu vergiyi tarh etmeye şubelerin bağlı oldukları yerdeki vergi dairelerinin yetkili olması nedeniyle, bu husus gözetilmeksizin, banka genel merkezinin bağlı olduğu davalı vergi dairesince tesis edilen tarh ve ceza kesme işlemlerinde yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmadığından, işlemin sebep unsuru yönünden yapılan incelemeyle ulaşılan sonuca göre, işlemin iptali yolunda verilen mahkeme kararında sonucu itibarıyla isabetsizlik görülmediği hakkında.
7. Daire 2009/7193 E. , 2011/8521 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y YEDİNCİ DAİRE Esas No : 2009/7193 Karar No : 2011/8521 Temyiz İsteminde Bulunan: İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Karşı Taraf : ... Bankası Anonim Şirketi Vekili : Av. İstemin Özeti : Davacı bankanın 2002 ila 2006 yıllarında kullandırdığı aylık eşit taksitli tüketici kredilerinde tersine çevrilmiş geri ödeme planları (ana para ağırlıklı ödeme planı) nedeniyle cari dönem kayıtlarına hasılat olarak intikal ettirmesi gereken faiz gelirlerini sonraki dönemlere kaydırdığı; bu şekilde verginin geç tahakkuk ettirilmesi suretiyle vergi zıyaına neden olduğundan bahisle, 2005 yılının Ocak ila Ağustos dönemleri için banka ve sigorta muameleleri vergileri salınmasına ve vergi zıyaı cezaları kesilmesine ilişkin işlemleri; davacının tüketici kredilerinde uyguladığı tersine çevrilmiş geri ödeme planları (ana para ağırlıklı ödeme) nedeniyle 2005 yılı kayıtlarına hasılat olarak intikal ettirilmesi gereken faiz gelirlerini sonraki yıllar yasal kayıtlarına kaydırarak banka ve sigorta muameleleri vergisi matrahlarını eksik beyan ettiği, kullandırdığı bütün tüketici kredilerinin (taşıt, konut, ihtiyaç, eğitim kredisi v.b.) geri ödeme planlarını kredinin ilk aylarında anapara ödemesi fazla, buna karşın faiz ödemesi düşük, kredinin ilerleyen aylarında ise anapara ödemeleri giderek düşük, faiz ödemeleri ise giderek yüksek bir ödeme planı ile yasal kayıtlarına intikal ettirdiği, banka ve sigorta muamelelerinin tespitinde kredi faiz kazancını sonraki vergilendirme dönemlerine ötelediği için bu ödeme planı vergi uygulaması açısından kabul edilmemiş ise de, incelemenin kanuni defter, belge ve kayıtlar üzerinden başlatılmadığı, faiz ağırlıklı oluşturulan tabloların tüm bireysel krediler bazında yapılmadığı, ortalama vade, ortalama faiz oranları üzerinden hesaplandığı yıllar itibariyle kullandırılan toplam krediler içinde peşin faiz alınarak yapılan taşıt kredilerinin büyük çoğunluğunun ilan edilen faiz oranından düşük olduğu hususunun dikkate alınmadığı, her kredi türü itibariyle yıl sonu bakiyesinin esas alındığı, oysa hesaplamanın tamamen farklı tarihlerde ve farklı koşullarda kullandırılmış olan her bir kredi için yapılması gerektiği, ayrıca uygulamada ana paranın ayrıştırılmasında farklı yöntemlerin kullanılabilmesi, bu yöntemlerin zaman içinde ve piyasa koşulları çerçevesinde, taraflar arasındaki akit serbestisi içinde belirlenmesi ve değişiklik gösterebilmesi, tüketici kredilerinin ödeme planının faiz ağırlıklı olması gerektiği yönünde mevzuatta bir düzenleme ve kısıtlamanın da bulunmaması karşısında, davacı banka ile müşterileri arasında imzalanan kredi sözleşmeleri ile uygulanan ana para ağırlıklı ödeme planının özel hukuk hükümlerine uygun, bankacılık alanında uygulama imkanı olan bir yöntem olduğu sonucuna ulaşıldığı; 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 30'uncu maddesinin 4'üncü fıkrasına göre re'sen takdir nedeninin varlığının somut olarak ortaya konulmasının, aynı Kanunun 134'üncü maddesinde v...