Müdür Duman / Türkiye - 15450/03 - 06.10.2015 tarihli karar [II. Bölüm] Olaylar – Başvuran, bir siyasi partinin il teşkilât başkanıydı. 2000 yılında halka açık bir gösteri sonrasında polis, teşkilât binasında bir arama gerçekleştirmiş ve PKK (Kürdistan İşçi Partisi) ve lideri Öcalan ile ilgili çeşitli eşyalar bulmuştur. Sonuç olarak, başvuran hakkında kovuşturma yapılmış ve başvuran daha sonra kanunla yasaklanan eylemleri övme ve bu eylemlere göz yummaktan altı ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Hukukî Değerlendirme – Madde 10: Mahkeme öncelikle, başvuranın yerel yargılamalarda bürosunda bulunan unsurlardan haberi olduğunu inkâr etmesi ve söz konusu unsurlardan kendisini uzaklaştırması nedeniyle, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale olup olmadığı konusunda karar vermek durumunda kalmıştır. Mahkeme, başvuranın mahkûm edilmesine yol açan suçun, tartışmasız, ifade...
Müdür Duman / Türkiye - 15450/03 - 06.10.2015 tarihli karar [II. Bölüm] Olaylar – Başvuran, bir siyasi partinin il teşkilât başkanıydı. 2000 yılında halka açık bir gösteri sonrasında polis, teşkilât binasında bir arama gerçekleştirmiş ve PKK (Kürdistan İşçi Partisi) ve lideri Öcalan ile ilgili çeşitli eşyalar bulmuştur. Sonuç olarak, başvuran hakkında kovuşturma yapılmış ve başvuran daha sonra kanunla yasaklanan eylemleri övme ve bu eylemlere göz yummaktan altı ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Hukukî Değerlendirme – Madde 10: Mahkeme öncelikle, başvuranın yerel yargılamalarda bürosunda bulunan unsurlardan haberi olduğunu inkâr etmesi ve söz konusu unsurlardan kendisini uzaklaştırması nedeniyle, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale olup olmadığı konusunda karar vermek durumunda kalmıştır. Mahkeme, başvuranın mahkûm edilmesine yol açan suçun, tartışmasız, ifade özgürlüğünün kapsamına giren faaliyetlere yönelik olduğunu ve başvuranın, söz konusu unsurlardan haberi olduğunu inkâr etmesine rağmen, bu tür faaliyetlerde bulunmaktan ötürü cezalandırılmış olduğunu tespit etmiştir. Bu tür durumlarda, başvuranın mahkûmiyeti, kendisinin ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale teşkil etmekteydi. Aksi yönde karar verilmesi, başvurandan itham edildiği eylemleri kabul etmesini istemek, dolayısıyla Sözleşme’nin 6. maddesinin elzem bir yönü olan kişinin kendini suçlamamak hakkına aykırı davranılması anlamına gelirdi. Ayrıca, başvuranın söz konusu eylemlere karıştığını inkâr etmesi sebebiyle, bir mahkûmiyet kararının müdahale teşkil ettiğinin kabul edilmemesi, başvuranı kendisini Sözleşme’nin korumasından mahrum bırakacak kısır bir döngüye hapsederdi. Müdahalenin gerekliliği ile ilgili olarak, yerel mahkemelerce başvuran yalnızca, yasadışı bir örgüt ve liderine destek ve onay verildiğini gösteren bir eylem olarak yorumlanan parti bürosunda yasadışı belgeler bulundurmaktan ötürü kovuşturulmuş ve mahkûm edilmiştir. Bununla birlikte, ne yerel mahkeme kararları ne de Hükümet görüşleri, söz konusu belgelerin şiddet, silâhlı direniş veya bir isyanı savunduğunu göstermekteydi. Bu nedenle, başvuranın davranışının, Öcalan ve PKK tarafından işlenen yasadışı eylemlere destek ve onay verdiği şeklinde yorumlanması mümkün değildi. İlâveten, yerel mahkemelerin muhakemesi, yerel mahkemelerin söz konusu müdahalenin orantılı olup olmadığını ve ifade özgürlüğünün dikkate alınması suretiyle haklar arasında denge tutturulup tutturulmadığını incelemiş olduğunu göstermemiştir. Dolayısıyla, başvuranın mahkûm edilmesi ve başvurana ceza
verilmesi için yerel mahkemeler tarafından sunulan gerekçelerin, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale edilmesini haklı çıkaracak kadar ilgili ve yeterli olduğunun değerlendirilmesi mümkün değildir. Son olarak Mahkeme, başvurana verilen cezanın ağırlığına dikkat etmiştir. Bu şartlar altında, başvuranın mahkûmiyeti, güdülen amaçlarla orantısızdır ve dolayısıyla “demokratik bir toplumda gerekli” değildir. Sonuç...