Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2 nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devleti olarak tanımlanmış ve Anayasa’nın 10 ncu maddesinde kanun önünde eşitlik ilkesi düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin istikrar kazanmış kararlarında hukuk devleti ilkesi eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet olarak tanımlanmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin istikrar kazanmış kararlarında “kanun önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı...
“... Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2 nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devleti olarak tanımlanmış ve Anayasa’nın 10 ncu maddesinde kanun önünde eşitlik ilkesi düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin istikrar kazanmış kararlarında hukuk devleti ilkesi eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet olarak tanımlanmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin istikrar kazanmış kararlarında “kanun önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlâli yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez. “(Anayasa Mahkemesinin 2016/51 Esas, 2016/179 Karar sayılı Kararı)” şeklinde tanımlanmıştır. Mahkememizde açılan kamu davasına konu somut olay bu hükümler çerçevesinde değerlendirildiğinde Türk Ceza Kanunu’nun 292/1 nci maddesinde düzenlenen hükümler ile 5275 sayılı Kanun’un 97. maddesinde düzenlenen hükümler arasında firar suçunun unsurları bakımından bir farklılık bulunduğu görülmektedir. Ceza infaz kurumundan kaçan hükümlüler ile kendilerine ceza infaz kurumu idaresi tarafından verilen izin süresinde ceza infaz kurumuna dönmeyen hükümlüler, esasen “belli bir süre ceza infaz kurumunda bulunma” yükümlülüğünü ihlal ettiğinden aynı konumda bulunmaktadır. Bir an için izin hakkı olmaksızın ceza infaz kurumundan kaçanlar ile kendilerine verilen izin süresinde ceza infaz kurumuna dönmeyenlerin farklı konumda olabilecekleri düşünülse de izin almak suretiyle cezaevinden çıkıp yeniden dönmemek, kamu idaresinin güvenini suistimal suretiyle firarın daha nitelikli bir halini oluşturmaktadır. Hal böyle iken; izin süresi içerisinde ceza infaz kurumuna dönmeyen hükümlüler hakkında 5275 sayılı Kanun’un 97/1 inci maddesine göre doğrudan firar işlemine başlanmaksızın iki günlük bir süre tanınarak bu süreden sonra ceza infaz kurumuna dönülmemesi halinde firar suçunun oluşacağı, izin sonundan itibaren iki günlük süre içerisinde dönülmesi halinde yalnızca disiplin hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiş, buna karşın ceza infaz kurumundan firar eden hükümlüler bakımından iki günlük bir süre uygulaması getirilmeksizin doğrudan firar hükümlerinin uygulanac...