Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşma yolunda uluslararası arenadaki gelişmeleri yakından takip etmiş ve OECD, NATO gibi uluslararası örgütlenmelerin etkin bir üyesi olmuştur. Türkiye bu doğrultuda, insanlık tarihinin en büyük barış projesi olarak nitelendirilen Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun (AET) 1958 yılında kurulmasından kısa bir süre sonra, 31 Temmuz 1959'da Topluluğa ortaklık başvurusunda bulunmuştur. AET Bakanlar Konseyi, Türkiye'nin yapmış olduğu başvuruyu kabul ederek üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık anlaşması imzalanmasını önermiştir. Söz konusu Anlaşma 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanmış ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten günümüze kadar ilişkilerimiz adeta bir ileri iki geri şeklinde gitmektedir. Bunun nedenleri tartışmaya açık olmak ile birlikte maalesef Birliğin uluslararası arenada gerçekleşen değişimlere ve yeni şartlara adapte olamadığı, pek çok meseleyi yönetemeyerek kriz haline getirdiği görülüyor. Çalışmamızın konusuna gelince Türkiye-AB arasındaki 64 yıllık ilişki detaylı olarak incelendiğinde en etkin olarak işlerlik gösteren konulardan birisi olan Katılım Öncesi Yardım Aracı Çerçeve Anlaşmalarını özelliklede AB’nin 2021-2027 bütçe dönemine ilişkin mali yardımları için 17/10/2022 tarihinde Türkiye ile Avrupa Komisyonu arasında imzalanan IPA III Mali Çerçeve Ortaklık Anlaşmasını ve bu anlaşmaya dayalı olarak yayınlanan tebliğ ışığında bu yardımlardan yararlananlara getirilen bir takım vergi istisnaları olan Katma Değer Vergisi (KDV) istisnası, Yıllara Sari İnşaat-Taahhüt İşleri ile ilgili hususlar, Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) istisnası, Amortismana Tabi İktisadi Kıymetler (ATİK) ile ilgili hususlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi istisnası, Veraset ve İntikal Vergisi muafiyeti, Damga Vergisi ile Harç istisnası, Özel İletişim Vergisi (ÖİV) istisnası, Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) istisnası ile ilgili olarak getirilen avantajları detaylı olarak inceleyeceğiz.
Bu karar için tam metin henüz yüklenmemiş.