1970'lerden günümüze kadar, özellikle yeşil ekonomistlerin ve sivil toplumun etkisiyle etkin bir karbon vergisi mekanizmasının, karbon vergisini uygulayan devlete yeni birtakım gelirler yaratacağı ve bu geliri yaratırken hızlı sanayileşmenin getirisi negatif dışsallıkları da yok edeceği fikrine olan inanç giderek daha çok kuvvetlenmiştir. Bu çerçevede, 21. yüzyılın ana meselesi olan küresel ısınmanın negatif etkilerini önleyebilmek veya en azından yavaşlatabilmek adına 1997 yılında ülkeler tarafından Kyoto Protokolü isimli bir protokol oluşturulmuştur. Söz konusu protokolün pratikteki amaçlarından birisi fazla yakıt tüketen veya fazla karbon üretenden daha fazla vergi alınması için gerekli vergi sistemlerinin oluşturulmasıdır. 2009 yılında Kyoto'ya taraf olan Türkiye'nin vergi sisteminde, fosil yakıtlar üzerinden alınan karbon vergisi benzeri bir vergi mekanizması bulunmamaktadır. Bu eksikliğe ilaveten, çevreci vergiler başlığı altında incelenebilecek Çevre Temizlik Vergisi, Motorlu Taşıtlar Vergisi ve Özel Tüketim Vergisi çevresel amaçlardan ziyade mali amaçlara hizmet etmektedir.
Bu karar için tam metin henüz yüklenmemiş.