Küreselleşmenin ekonomik sonuçlardan biri de sermayenin ülke dışına plase edilmesi suretiyle değerlendirme imkânlarının artmış olmasıdır. Özellikle nakdi sermaye bir ülkeden diğer ülkeye sorunsuz ve hızlı olarak aktarılabilmektedir. Bu şekilde bir yıl içinde uluslar arası piyasada dolaşan nakdi sermaye miktarı birkaç Trilyon dolarla ifade edilmektedir. Uluslararası bankacılık ve sermaye piyasaları bu işlemlerin yapılmasını organize etmekte ve teknik ve teknolojik destek sağlamaktadır. Öte yandan sermaye hareketleri yanında, ülkeden ülkeye doğrudan yabancı yatırımlar da dünya ticaret hacmindeki gelişmeye bağlı olarak artmaktadır. Uluslararası ekonomi literatüründe gelişmekte olan piyasalar arasında sayılan Türkiye de küreselleşmeden doğrudan etkilenmektedir. Bu bağlamda yabancıların Türkiye'de, Türkiye'de yerleşik gerçek veya tüzel kişilerin ülke dışında ekonomik faaliyette bulunmaları, menkul kıymet, ortaklık payı, gayrimenkul ve benzeri iktisadi kıymet edinmeleri ve bunları bir süre sonra elden çıkarmaları mümkün, kolay ve basit hale gelmiştir. Örneğin, bugün İstanbul'da oturan bir Türk yatırımcısı rahatlıkla Londra Menkul Kıymetler Borsasına girip işlem yapabilmekte, hisse senedi alıp satabilmektedir. Bir Türk yatırımcısının tasarruflarını İsviçre bankasında değerlendirmesinin önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Yine Denizli'de faaliyette bulunan bir tekstil imalatçısı, enerji fiyatlarındaki avantaj nedeniyle yatırımlarını Bulgaristan'a kaydırabilmekte ve fabrikasını taşıyabilmektedir. Ülkelerarasında artan ekonomik hareketlilik, bu ekonomik faaliyetlerin vergilendirilmesi hususunu gündeme taşımıştır. Mükelleflerin bu şekilde ülke dışı kazançlarının vergilendirilmesinin temel gerekçelerinden biri, vergi yükü bakımından ülke dışı gelirleri ülke içinden elde edilen gelirlerden daha avantajlı duruma getirmemektir. Diğer bir ifadeyle ülke dışı kazançlar da vergilenmek suretiyle muhtemel vergi yükü avantajı nedeniyle ülke sermayesinin başka ülkelere kaçışı önlenmiş olmaktadır. Öte yandan Türk vergi mevzuatında, tam mükelleflerin Türkiye'de elde ettikleri kazançlarla birlikte Türkiye dışında elde ettikleri kazançların tümü üzerinden vergilendirilmesi esası benimsenmiş olmakla birlikte, bu alandaki düzenlemeler bütün ekonomik hareketleri kavramaktan uzak, yetersiz ve belirsizliklerle doludur. Hele nakdi sermaye hareketlerinin bugün ulaşmış olduğu düzeye, vergi mevzuatında yer alan düzenlemelerin cevap vermesi ve sorun çözmesi mümkün değildir. Yukarıda belirtildiği gibi Türk vergi mevzuatı, tam mükelleflerin ülke içi ve ülke dışı kazançlarının Türkiye'de vergilendirilmesi öngörmekle birlikte, bu alandaki düzenlemeler ekonomik gelişmelere cevap vermekten uzaktır. Bu nedenle yurt dışı kazançların vergilendirilmesi konusu vergi hukukunun en sorunlu alanlarından biridir. Sorun çifte vergilemeyi önleme anlaşmalarıyla çözümlenmeye çalışılmakla birlikte, bu alanda yeterli mesafe alındığını söylemek de zordur. Hemen belirtelim ki, ülke dışındaki faaliyetlerin ayrı bir şirket veya tüzel kişilik olarak yürütülmesi halinde, ülke dışında yapılan faaliyetin konsolide edilerek Türkiye'de vergilendirilmesi söz konusu değildir. Bu durumda sadece ülke dışında elde edilen iştirak gelirleri vergilemeye konu olacaktır.
Bu karar için tam metin henüz yüklenmemiş.